I. Genel Tablo ve Mevcut Durum Analizi: Piyasanın Büyüklüğü ve Krizin Boyutu
Fon mağdurlarının haklarını etkin bir şekilde arayabilmelerinin ilk şartı, içinde bulunulan hukuki ve fiili tabloyu doğru okumalarıdır. Basına yansıyan veriler, kamu otoritelerinin beyanatları ve yasal düzenlemeler ışığında krizin ana hatları şu şekilde özetlenebilir:
1. Büyüklük ve Finansal Hasarın Boyutu
Kamuoyuna ve basına yansıyan bilgilere göre, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) kararlarıyla tasfiyesine karar verilen 131 adet yatırım fonunun tasfiye anındaki toplam büyüklüğü 820 milyar TL’nin üzerindedir. Bu rakam, Türkiye sermaye piyasaları ölçeğinde devasa bir portföye işaret etmektedir.
2. Varlık Kaçırma ve Piyasa Dolandırıcılığı İddiaları
Adalet Bakanı tarafından yapılan resmi açıklamalarda, fon portföylerinden yaklaşık 400 milyar TL’lik tutarın piyasa dolandırıcıları tarafından soğuk cüzdanlara aktarılarak yurt dışına aktarıldığı ifade edilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 128 ve m. 131 kapsamındaki soruşturmalar devam etmekte olup; fonların içerisindeki gerçek varlık yapısı, portföylerdeki sığ hisseler, borçlanma araçları ve likit değerlerin tam bilançosu henüz kamuoyuna ayrıntılı olarak açıklanmamıştır.
3. Kamu Kaynaklarının Kullanılmayacağı İlkesi
Hazine ve Maliye Bakanlığı ile SPK kanadından yapılan yetkili beyanatlarda, fon zararlarının kesinlikle kamu kaynakları (bütçe/hazine) kullanılarak karşılanmayacağı net bir dille vurgulanmıştır. Dolayısıyla krizin çözümü; fonların mevcut malvarlığının nakde çevrilmesi, haksız çıkarılan değerlerin sorumlulardan tahsili ve ihdas edilen özel yasal rejim çerçevesinde yürütülecektir.
4. 7596 Sayılı Kanun ve 1 Milyon TL Ara Ödeme Sınırı
27 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak geriye dönük (17/09/2026 tarihinden itibaren) yürürlüğe giren 7596 sayılı “Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun” ve SPK’nın 76/1903 sayılı ilke kararı ile özel bir tasfiye mekanizması kurulmuştur. Bu çerçevede:
- Yatırımcıların tasarrafları “Net Yatırım Tutarı” esasına göre TÜFE/ÜFE ortalamasıyla kıstelyevm usulü endekslenecektir (m. 4/1).
- Nakit imkânları nispetinde yatırımcılara ilk etapta en fazla 1.000.000 TL’ye kadar ara ödeme yapılması öngörülmüştür (m. 4/2). Net yatırım tutarı 1 milyon TL altında olanların bu tutarı, üzerindekilerin ise azami 1 milyon TL’lik kısmı kapsama alınmıştır.
II. Mağdur Yatırımcıların Zararlarını Gidermek İçin Yapması Gerekenler
Krizin boyutu ve getirilen kısıtlayıcı yasal çerçeve karşısında yatırımcıların pasif bir beklenti içerisinde kalması telafisi imkânsız hak kayıplarına yol açabilir. Mağdurların zararlarını giderebilmek adına eş zamanlı olarak iki temel kulvarda hareket etmesi gerekmektedir:
1. Sosyal ve Sivil Kamuoyu Oluşturma Çalışmaları
Yukarıda ifade edildiği üzere fon malvarlığının yarıya yakın kısmı soğuk cüzdanlar ile yurtdışına aktarıldığı kamuya yansımıştır. Kamu otoritelerinin “kamu kaynağından ödeme yapılmayacağı” yönündeki açıklamaları da birlikte değerlendirildiğinde mağdurların haklarını kısa süre içerisinde alabilmeleri mümkün görünmemektedir. Mağdurlar mücadeleye devam edip bugüne kadar olduğu gibi haklarını aynı kararlılıkla talep etmeyi sürdürmelilerdir. Krizin bireysel bir “yatırım riski” veya “borsa kayboluşu” olmadığı, sermaye piyasası altyapısına ve devlet denetimindeki kurumalara duyulan güven çerçevesinde gerçekleştiği vurgulanmalıdır. Meclis bazında araştırma komisyonları kurulması, Hazine, SPK, TMSF ve idari otoritelerin sorumlular üzerindeki tahsilat mekanizmalarını (6183 sayılı Kanun takipleri) en üst perdeden çalıştırması talep edilmelidir.
2. Yargı Yollarına Başvurmak ve Hukuki Mücadeleyi Başlatmak
Kamuoyu çalışmaları ne kadar güçlü olursa olsun, hukuki hak arama hürriyeti (Anayasa m. 36) çerçevesinde yargı mercilerine başvurma hakkı vardır. Yargı yollarına başvuru yolları nelerdir? ve bu yargı yollarından elde edilebilecek olası sonuçlar nelerdir? Bir sonraki bölümde buna değineceğiz.
III. Yargı Yolları, Davalar ve Elde Edilecek Hukuki Kazanımlar
Yatırımcıların başvurabileceği yargı yolları; İdari Yargı (İdare Mahkemeleri), Adli Yargı (Ticaret/Tazminat Mahkemeleri) ve Anayasa Yargısı (Anayasa Mahkemesi) olmak üzere üç ana koldan yürütülebilir..
┌────────────────────────────────────────────────────────┐
│ YARGISAL BAŞVURU YOLLARI │
└───────────────────┬────────────────────────────────────┘
│
┌─────────────────────────────┼─────────────────────────────┐
▼ ▼ ▼
┌─────────────────┐ ┌─────────────────┐ ┌─────────────────┐
│ İDARİ YARGI │ │ ADLİ YARGI │ │ ANAYASA YARGISI │
│ (İstanbul İd. M.)│ │(Ticaret/Tazminat)│ │ (AYM & AİHM) │
└────────┬────────┘ └────────┬────────┘ └────────┬────────┘
│ │ │
┌───────┴───────┐ ┌───────┴───────┐ ┌───────┴───────┐
│• İptal Davası │ │• Kurucu/PYŞ │ │• Somut Norm │
│ (İYUK m. 7/4)│ │ Tazminatı │ │ Denetimi │
│• Tam Yargı │ │ (TBK m. 506) │ │ (Anayasa 152)│
│ Davası │ │• Saklayıcı │ │• Bireysel │
│ (Hizmet Kus.)│ │ Sorumluluğu │ │ Başvuru │
└───────────────┘ └───────────────┘ └───────────────┘
1. İdari Yargıda İptal Davaları ve İYUK m. 7/4 Mekanizması
7596 Sayılı Kanun yasalaşması ardından tasfiye kararı anında yürülükte olan kanun ile korunan takas kesinliği ilkesi , PBLK statüsü yok sayılmıştır. Bu düzenleme ile haklarının zarar gördüğünü iddia eden yatırımcılar kurul kararına karşı ve bireysel başvurularının reddine karşı tek bir dava ile idare işlemlerinin iptalini isteyebilirler. Özellikle sosyal medyada iyuk (10,11,12,13) maddelere atıf yapılarak 2 farklı dava açılması gerektiği yönünde bilgilendirmeler yapılmakta ve 27 Kasım 2026’ya kadar dava açılması gerektiğinden bahsetmektedirler. Öncelikle IYUK 4 maddeden ibaret bir kanun değildir ve 27 Ekim 2026 tarihli Kurul kararına son dava açma süresi 27 Kasım değildir.
- SPK Düzenleyici İşlemleri ve Uygulama Kararlarının İptali: SPK’nın 27/10/2026 tarihli ve 76/1903 sayılı İlke Kararı, net yatırım tutarı sınırları, ara ödeme tavanları (1 milyon TL) ve ödeme sıraları gibi kısıtlamalar getiren genel bir düzenleyici işlemdir.
- İYUK m. 7/4 Güvencesi: İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7/4. maddesi gereğince; genel düzenleyici karara karşı doğrudan 60 günlük dava açma süresi kaçırılmış olsa dahi, bu kararın yatırımcının şahsına uygulanması (örneğin banka tarafından eksik ara ödeme yapılması veya idareye yapılan başvurunun reddedilmesi) üzerine, bireysel uygulama/ret işlemi ile birlikte dayanağı olan SPK düzenleyici kararının iptali birlikte istenebilir.
Kazanım:
İptal davalarında mahkeme hukuka aykırı bulduğu idari kararı geriye dönük olarak hükümsüz kılar. Böylece 1 milyon TL tavanı veya kıstelyevm endekslemesi nedeniyle kısıtlanan hakların iadesi sağlanır; yatırımcının gerçek alacak miktarının tespiti önündeki idari engeller kalkar.
2. İdari Yargıda Tam Yargı (Tazminat) Davaları ve Hizmet Kusuru
Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca; “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
- SPK’nın Gözetim ve Denetim İhmali (Hizmet Kusuru): Danıştay 13. Dairesi’nin yerleşik içtihatlarında (örneğin İmar Bankası ve yetkisiz bono satışı kararlarında olduğu gibi), SPK ve BDDK gibi düzenleyici kurumların piyasadaki usulsüzlükleri, muvazaalı işlemleri ve karşılıksız para aktarımlarını zamanında denetlememesi, erken uyarı sistemlerini çalıştırmaması veya müdahalede geç kalması ağır hizmet kusuru kabul edilemektedir.
- Başvuru Usulü (İYUK m. 13): İdarenin denetim ve gözetim eksikliğine dayalı tazminat taleplerinde, dava açılmadan önce İYUK m. 13 uyarınca idareye (SPK’ya) başvurularak zararın tazmini istenmelidir. İdarenin ret cevabı vermesi veya 30 gün içinde yanıt vermeyerek zımnen reddetmesi üzerine 60 gün içinde tam yargı davası açılır.
Kazanım:
Tam yargı davası sonucunda idare, hizmet kusuru sebebiyle yatırımcının uğradığı anapara ve getiri kayıplarını yasal faiziyle birlikte tazmin etmekle yükümlü tutulur. Böylece kamu bütçesinden doğrudan ödeme yapılmasa dahi, yargı kararı ilamlı icra yoluyla devlet hazinesinden/idareden tahsil edilebilir bir alacak hakkı doğurur.
3. Adli Yargıda (Özel Hukuk) Tazminat ve Alacak Davaları
İdari yargının yanı sıra özel hukuk tüzel kişilerine karşı adli yargı nezdinde dava yolları açıktır. Tabi özel hukukta davanın kazanılmış olması alacağın tahsilini garanti etmez. Mahkeme alacaklı olduğunuzu tespit eder ancak tahsiları icra arcılığı ile yaparsınız. Dava açacağınız kurumdan tahsilat yapılamayacağını düşünüyorsanız adli yargı yolu tercih etmemek gerekir.
- Portföy Yönetim Şirketleri (PYŞ) ve Yöneticilerin Sorumluluğu: 7596 sayılı Kanun m. 5/2 hükmü, zarardan öncelikle fon kurucusu ve yöneticisi olan PYŞ’leri sorumlu tutmuştur. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 506 ve 508 maddeleri gereğince, vekalet sözleşmesine dayanan özen, sadakat ve hesap verme borcunu ihlal eden PYŞ yöneticilerine ve şirket tüzel kişiliğine karşı Asliye Ticaret Mahkemelerinde tazminat davaları açılabilir.
- Portföy Saklayıcısı Bankaların Sorumluluğu: SPKn m. 56 ve III-56.1 sayılı Tebliğ m. 18 uyarınca saklayıcı kurumlar; varlıkların mevzuata uygunluğunu, değerleme esaslarını ve mutabakatları kontrol etmekle yükümlüdür. İç kontrol sistemlerindeki zafiyetler ve usulsüz para aktarımlarına göz yumulması durumunda saklayıcı bankalara karşı TBK m. 112 (sözleşmeye aykırılık) uyarınca tazminat davası yöneltilebilir.
Kazanım:
Kurucu ve saklayıcı kuruluşların varlıklarına, sigorta poliçelerine ve şahsi malvarlıklarına haciz koydurma ve doğrudan şirket teminatlarından tazminat elde etme imkânı sağlanır.
4. Anayasa Mahkemesi ve Somut Norm Denetimi Stratejisi
7596 sayılı Kanun’un geriye dönük işletilmesi (m. 8), takas kesinliği ilkesine (SPKn m. 79) istisnalar getirmesi ve PBLK statüsünü yok sayması, alacak haklarına sınırlama koyması, Anayasal ilkelerle açık bir çatışma yaratmaktadır.
- Somut Norm Denetimi (Anayasa m. 152): İdare mahkemelerinde açılacak iptal ve tam yargı davalarında, davacı yatırımcılar mahkemeden “7596 sayılı Kanun’un 3., 4. ve 8. maddelerinin Anayasa’nın 2. (Hukuk Devleti), 13. (Ölçülülük) ve 35. (Mülkiyet Hakkı) maddelerine aykırı olduğu” gerekçesiyle dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşımasını (somut norm denetimi) talep etmelidir.
- Soyut Norm Denetimi ve Bekletici Mesele: Ana muhalefet partisinin Kanun’un iptali için AYM’de açacağı iptal davasının idare mahkemelerince bekletici mesele yapılması istenmelidir.
Kazanım:
Anayasa Mahkemesi kararları kural olarak geriye yürümez. Ancak devam eden davalar bakımından AYM’nin vereceği iptal kararları doğrudan uygulanır ve bağlayıcıdır. Dava açmış olan yatırımcılar, Kanun’un kısıtlayıcı maddeleri AYM tarafından iptal edildiğinde bu hukuki kazanımdan tam olarak yararlanır ve mülkiyet haklarını eksiksiz tazmin ettirirler.
IV. Davalarda Faiz Başlangıcı ve Alacağın Güncellenmesi
İdari yargıda veya adli yargıda açılacak davalarda faiz başlangıç tarihinin doğru tespiti, enflasyonist ortamda paranın değer kaybının önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir:
- İdarenin Hizmet Kusuruna Dayalı Davalarda: İYUK m. 13 kapsamındaki idari başvuru tarihi (veya idarenin zımni/açık ret tarihi) yasal faiz başlangıcı olarak kabul edilir.
- İptal ile Birlikte Açılan Tam Yargı Davalarında: Dava dilekçesinde “işlemin iptali ile birlikte eksik ödenen meblağın idareye başvuru/dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsili” talep edildiğinde, mahkeme dava tarihinden itibaren faize hükmeder.
- Aşkın Zarar Talepleri (TBK m. 122): Yasal faiz oranının enflasyon ve reeldeki değer kaybını karşılamadığı durumlarda, TBK m. 122 uyarınca faizi aşan zararın (aşkın zarar) da kanıtlanarak talep edilmesi mümkündür.
Sonuç ve Stratejik Özet
800 milyar TL’yi aşan bu büyük fon krizinde mağdur olan tasarruf sahipleri için hukuki yol haritası netleşmiştir. Şahsi kayıpların telafisi, “sürecin kendiliğinden çözülmesini bekleyerek” değil; bilinçli, zamanlaması doğru ve profesyonel hukuki adımlarla mümkündür.
- Haklı Kamuoyu Oluşturulmalı: Yatırımcılar örgütlü bir kamuoyu baskısıyla 6183 sayılı Kanun takip mekanizmalarının ve CMK m. 128 el koyma/müsadere süreçlerinin etkin işletilmesini sağlamalıdır.
- Yasal Süreler Kaçırılmamalı: 27/10/2026 tarihli SPK Kararına ve uygulanacak idari işlemlere karşı dava açma süreleri (İYUK m. 7 ve m. 12) ile İYUK m. 13 başvuru takvimleri titizlikle takip edilmelidir.
- Kapsamlı Dava Kurgulanmalı: İdare mahkemelerinde açılacak davalarda hem bireysel uygulamanın hem de düzenleyici SPK kararının iptali (İYUK m. 7/4) istenmeli; idarenin denetim eksikliğine dayalı hizmet kusuru tazminatı talep edilmeli ve 7596 sayılı Kanun için Anayasaya Aykırılık (Somut Norm Denetimi) iddiasında bulunulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, anayasal hukuk devletinde idarenin denetim zafiyetleri veya yasal kısıtlamalar, vatandaşın mülkiyet hakkını tamamen ortadan kaldıramaz. Yargı organları nezdinde kararlılıkla sürdürülecek bir hak arama mücadelesi, mağduriyetlerin giderilmesindeki en güçlü ve tek yasal güvencedir.
Av. Ahmet Ayhan ÖZTÜRK
ozturkveciceck@gmail.com
0552 730 84 96

1 yorum